kavruk
Kavruk,Adana karataşta zemini mil ve kumdan oluşan geniş bir karpuz tarlasının kenarında fareler tarfından yapılmış ince uzun delikleri yuva edinmış benekli yılanın hikayesidir.
Nedenini kimse bilmez ama genelde insanlara kötülüğün simgesi olarak korku ve nefret yüklenerek anlatılan yılanın pek seveni yoktur,kötü,huysuz,zararlı insanlara yılan gibi benzetmesi yapılır ,kuş gribinden ölen insanların sayısı yılan zehirlenmesinden yüz kat daha fazla olması bile bu durumu değiştirmeye yetmez,kuşlar dan kimse nefret etmez,hatta sevgi ve güzellik örneklemelerinde kullanılır,kuşlarında ,yılanlarında farkında bile olmadığı bu durumun onları etkilediği de söylenemez.
Yılan,yaşam mücadelesine her canlı kadar bağlı ve ekolöjik zincirin tamamlayıcısı olarak daima misyonunu yerine getirir kodlanmış olan genetik aktarımı yapar doğar yaşar ve her canlı gibi ölür,ona olumsuz anlamlar yükliyen insanlarla ilgili hiçbir olumlu yada olumsuz fikri yoktur,bilmezki insan o nun en büyük düşmanıdır.
Adana türkiye coğrafyasının en sıcak bölgelerinden biridir,bereketli topraklarında genelde iki veya bazen de üç kere mahsül alınır,erken sebzeler sonra karpuz ve bazen en son buğday yada benzer ekimlerle yıl kapatılır.emeğin berekete en kolay dönüştüğü bu topraklarda yer altında ve üstünde hemen her çeşit çanlıya rastlamak mümkündür
çok çeşitli kuşlar,kaplumbağa,kurbağa,fare,kunduz,sincap,kirpi kertenkele ve yılan gibi birçok canlı.
Yılanlar genelde doğası gereği kış uykusuna yatarlar
Farenin dişleri cerrahın neşterinden daha keskin olduğu için, yılan uykuda iken kışın onu uyandırmadan hissettirmeden,, kemirerek yer ve onunla beslenir,yılan kendi ölümünün bile farkına varamaz.
Yılanın da yazın en sevdiği yiyecek ,kertenkele, fare ve yavrularıdır,böylece birbirlerini yiyerek beslenirler,hemen her tür Yılan ve fare için değişmez ekolojik denge döngüsü böyle gelip gider.
O gün topraktan aldığı ısı ile uyandığında fare kuyruğundan başlamış kemiriyordu vucudunun beşte biri bitmişti.önce şaşkınlık sonra ne olduğunu anlayıncaya kadar fare çoktan ordan uzaklaşmış kaçmıştı,hiç acı hissetmiyordu çünki farenin dişleri cerrahın neşterinden daha keskindİ.
Yılan her kış uykusunun aydınlığında bir önceki yılı ve niye uyuduğunu,nekadar,nerde ve nasıl uyuduğunu bilmez asla bir önceki yılı ve yerini hatırlamaz .O sadece yeniden doğuş zannettiği şimdiki hayatına odaklı ve şimdiye ait kaygılarla yaşama başlar.
Yılanların ortak ve en büyük özellikleri gözlerinin siyah beyaz ve çok az görmeleri ve kulaklarının duymayışlarıdır,ancak çatal dilleri ile öyle bir koku alırlarki etraftaki bütün canlı ve cansız nesneleri, tanırlar,avını ,dostunu,düşmanını bununla ayırt ederler
Kuyruksuzluğunu olağan zannedip deliğinden çıktığında,dışarda çimlerin büyümüş etrafın hayat dolu olduğunu gördü kendi kendine acaba geç kaldığım birşey varmı diye hayıflandı,
güneş tam tepede sanki onu bekliyormuş gibi, susuz kalmış vucudunu biraz daha susuz hale getirdi,kavrulacakken eğik ve kurumuş otların arasına dalıp bir miktar güneşten saklandı,kuyruğunu yiyen fare çoktan etrafı velveleye vermiş,olmalıki avlanmaya musait hiçbir canlı kalmamış, kaçan kaçana kaybolmuşlar
Biraz su bulmalıydı çimenlerin altından dilinin gösterdiği yöne döğru ilerlıyordu,ara sıra çekirge ve kelebeklere rasladı isede önceliği su olduğu için ilgilenmemişti ama hemen otuz santim ilerde kelebeğe siper almiş avcı bir kertenkele görünce ilk hamlede iki bacakları ağzının ortasına gelecek şekilde avcıyken avlanan kertenkeleyi yakalamıştı,yeni uyanandığı için yılanın karnı öyle açtıki mideye taş gönderse eritecek,çene kemiği olmadığı için balon gibi açılan boğazından aşağıya kısa zamanda mideye gönderdi.
Oralarda biraz daha oyalanıp birkaç fare yavrusu veya bir iki kertenkele daha alırım derken farkında olmadan bir koy evinin yakınına gelmişti serbes otlıyan tavuk sürüsüne yakınlaştığını anladığında kendisini, farketseler anında parçalıyacaklarını içgüdüsel olarak bildiği için sessiz ve hızlıca oradan uzaklaştı
Nekadar sa dinlendikten sonra altına girdiği çimenlerin güneşi kesmeye yetmediğini anlayıp ilk bulduğu delikten içeri daldı,kısa bir mesafe sonra durup kıvrak vucudunu geriye atıp kafasını deliğin giriş noktasına yakın bir yerde tutarak güneşin batışını bekledi.azda olsa yediğini hazmetmesi lazım ona enerji olarak dönecek.
yaklaşık iki gün ona yetecek büyüklükteki avi onun şimdiki keyfini yerinde getirmişti, daha önce kimin açtığını dahi bilmediği bu delik onun şimdiki ilk ve son kaldığı ücretini ödemediği oteli idi,
dinlennedi.
Sabah olduğunda da keyfini bozmadı dişarıda yine kavurucu bir sıcak vardı çıkmak akılcı değil,akşama kadar burda oyalanacaktı ama duramadı sıkılmış olmalı ki tekrar çimenlerin arasına daldı,üstündeki elbisenin güzelliği insan dışında hemen her avcısının rüyasıdır,tepesinde akşam olmasını bekliyen bir baykuşun gözlerinin akşam daha iyi gördüğünü bilmeyişinden olmalı ki yılanımız akşam saatlerini daha güvenli saymış tı.
İlerlediği güzergah onu ,seyhan nehrine doğru götürüyordu,karşısına çıkan asfaltın üzerine çıktığında sanki yolun katranı kaynayıp açılmış ,akacak,tamamen cıvımış,üzerine yapışacak gibi, karnının altındaki derinin yandığını hissetti öyle bir acı duyduki daha önce böylesini hiç hatırlamıyordu,
yolun ortasına geldiğinde karşıdan gelen bir ne olduğunu bilemediği kocaman bir kütle olan, arabanın kendisini hedeflediğini anlamış olmalıki sürunmeden uçuşa geçeçek kadar hıza ulaşıp kendini karşı tarlanın içine attı
Asfaltın sıcağından kendini kurtarmış ama insanların onu görmeleri daha büyük bir tehlike idi,araba az ilerde durdu içinden iki adam indi ,tarlanın kuru tarafına doğru birkaç adımla gidip ellerine aldıkları taş la yılanı aramaya başladılar,birbirlerine kaçtığını zannettikleri yön konusunda fikir veriyorlardı,korktuklarından olmalı tarlaya girmeye cesaret edemediler,hemen yolun bittiği noktada bir ileri bir geri gidip yılanı görecek ve niye ise kafasını ezeceklerdi,,,,,,,,,
bulamadılar.
kaçmış
tarlaya daldı
çok büyük yılandı
buralarda olur
evet
fakat ben onun derisine hastayım
sorma
nasıl güzel deseni var
evet bende derisinden kemer yapan birini tanıyorum yakalayabilsek yılan derisinden kemerimiz olurdu.
onu demiyorum
ya
öyle çirkin hayvanın sırtında ,öyle güzel bir deri,,,onu diyorum
doğru diyorsun
kemeri unut
başka zaman
hadi gidelim
Yılanın korkusu arabanın kendisini ezmesi ile ilgili idi, insanların pröjesinden habersiz seyhan nehrine doğru seyahate devam etti,nehre yakın bir yerde bodur bir ağacın tepesine tünemiş baykuştan habersiz daha güvenli olduğunu zannettiği için tırmanıp ilk yakın dalın üzerine dolanıverdi,bu akşamki otelin adı delik değil bodur ağaçtı,hafif hafif esen sicak rüzgarın önünü kesmesi için ağacın gövdesini siper yapıp kuyruğunu dalına dolamak istedi ama fareye kaptırdığı kuyruğu olmadığı için vucudunu kullanarak dinlenecek sabahi burda yapacaktı,
Güneş battıktan sonra hemen karanlık çokmez, arada bir yarım saatten fazla loş ışıklı zaman olacaktır,
baykuşların ancak o zaman gözleri görür o zamana kadar hiç haraeket etmeden taş gibi kıpırdamadan tünedikleri dalda yada ağaç koğuklarında beklerler,
hareket etmediği için de yılanın onu algılaması mümkün değildir,ayağına gelen yemin farkında olan baykuş zamanın bir an önce geçip karanlığın gelmesini beklemesi lazım ,ama kolaymı bir pençe mesafesinde hemen yanındaki avı yarım saat daha beklemek ,onca tarla gezisine rağmen bir önceki akşam birkaç çekirgeden başka hiç av bulamamış aç bir baykuş için bu durum dahada dayanılmazdır,lezzet dolu et bir hoplama mesafesinde onu bekliyordu
biraz daha dişini sıkması lazımken hava tam kararmadığı için yarım yamalak gördüğü gözleriyle hedefine doğru hareketlenince sol kanadı dalın birine çarpıp aşağıya yuvarlandı,
yılanın görüş alanına girmesini sağlıyan bu hareket onun aynı zamanda kurtuluşu oldu,sıçradığı agacın dalından yere inmesi baykuşunkinden daha hızlı olmuştu,baykuş sersemlemiş haliyle bile son bir hamle yaptı,çimenlerin arasında oldukları için kanatlarını kullaması mümkün olmadığından kalın ve kuvvetli pençelerini kullanarak hoplamalarla yakalamaya çalışıyordu
yılanın avantajı kalın ve karmaşık çayır ve çalılıkların altında sürünebilmesiydi,bayküş bütün hırs ve arzu ile kovaladıysada başaramadı,yılan tepelenmiş çimenlerin arasında kaybolmuştu
kaçış noktası seyhan nehri olduğu için aynı yönde ilerleyıp çifçilerin komşu sınırlarını belirlemek için kullandıkları tonç un bol olan ayrık otlarının içinden bulduğu meyile doğru akmıştı
korkusunu yenip sabahı yapacağı yeni konağının adı tonçun üzerindeki ayrık otları idi.
Sabah olduğunda artık suya çok yakın bir yerde idi ilk ışıklarla birlikte hayata başlıyan birkaç küçük kurbağayı midesine indirip seyhan nehrine ulaşıp muradına ermişti
Meger o bir su yılanıymış,hemde dünyadaki bütün canlılar kadar masum ve onlar kadar yaşama hakkıyla,ve bundan böyle sürekli burda yaşıyacaktı.
sevilmesede